eightdaysaweek

Gül Adıyaman

guladiyaman@gmail.com

Bir masada oturamadıklarımızdan ötürü susuyorum bazen. Oturup konuşamadıktan sonra ne manası var ki yuvarlak bir masanın. Öyle geniş masalar değil. Geniş masaların üstü çok yemek doluyor, iyip içmekten konuşulmuyor da zaten. Şöyle dört köşe çıt kırıldım bir masada dizlerimizi kırıp kollarımızı gövdemize iyice çekerek konuşmak kafiydi aslında. 

Şimdi vakitsizlikten ayak üstü konuşuyoruz. Aynı anda dans ediyoruz ve içki içiyoruz. Kız oğlanı keserken başka biri kolunu çekiştirerek iş bağlamaya çalışıyor. Aşkları da ayak üstü yaşıyoruz işleri de. Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımla oturduk masaya, sustuk. Uzun uzun sokağa baktık. Sokak ne güzel değil mi dedi, evet dedim. Güldük. Böyle bir güzelliği fark etmiş olmanın mutluluğuydu bu. Sokak güzel ama kaldırımlar çok kötü dedim. Sabahları Sıraselviler’den meydana doğru çıkarken hep söyleniyorum, arabalara kızıp yolun ortasından yürüyorum dedim..Belki bir masanın etrafında oturup konuşsak, kaldırımları da çözerdik. Kaldırımlar ve masalar önemli dedim, güldük. 

Hala zamanımız var.

Neyse bunlar uzun zamandır aklımda olanlardı. Anlatasım geldi…

Sonra, yeni yıl dilekleri havada uçuşurken kafamı yukarı bir kaldırdım, ağaçlardan sarkan bir sürü kağıttan balonlar. Tam arkasında doğanın disko topu battı batacak. Şöyle bir sevindim. Genelde aşk acısı çektiğimde böyle abuk subuk şeylere seviniyorum.

Aşk acısı öyle kafasına göre gelen bir şey işte. Dur şu an çok işim var, bir ara oturup ağlarım diyemiyorsunuz. Yeni yıla geçmeden doktora gideyim, evin üç beş işi vardı onları halledeyim, dolabımı düzenliyeyim, bu akşam son çamaşırları da makineye attık mı temizlendik…gibi olmuyor yani. Ayların en arada olanı Aralık için de korkum buydu, oldu. 2 gün içinde eski halime dönmenin yollarını bularak bu yılı sonlandırmak en büyük isteyim. Çok eski değil ama 4-5 ay kadar eski günler olsa kafi. Çünkü az daha eskiye gitsem yine onu görüyorum. Yine aşkımdan ölüyorum.

Yeni yıla girmeden önce kuyruğuna bastığım kediden af diliyorum. Lütfen kedi, yeteri kadar anladım acını, hadi geçsin.

Kapadım gözümü bak hadi.

santraldükkan’ın en sevdiğim tabakları, bardaklarından..defolu ürünlerin sloganı bu. yan tarafından bir ok çıkıyor, defosunu gösteriyor. alırsan bir şans vermiş oluyorsun.

sen kimseleri şansından mahrum etme hayat.

öperim, sevgiler.

gül

Seni görmeseydim martı. Yolumda yürüyüp giderken, oh ne güzel her şey boktan şimdi yavaş yavaş boğulduğumu hissediyorum derken ağzında balonla çıkmasaydın karşıma. 

Dünyada, Türkiye’de, orada, sokağımda, evimde, içimde, olanlar ve olanlar devam ederken. Ne güzel birbirimizi yiyip dururken, hiç lüzumu yoktu.

Bir vazgeçsem. Şöyle dibini görsem. Şak diye yere yapışsam belki aklım başıma gelir. Aklı başına gelir. Akılları başına gelir. 

..derken

3 balona tav oldum. umutlanıverdim…

yeniden..

message from books, ‘forgive me’..

günler..

bir gülüşe aşık olunur mu? 

rizakusku:

öldürmeyin, eşcinseliz @taksim

Özellikle pazar gününe bırakıp doya doya gezmeyi planladığım Sahaflar Festivali’nde hüzünlü son.  

TRT binasını yanında, Pera müzesinin de karşısında kalan alanda devam etmekte olan Sahaflar Festival alanında kaç sahaf yer almış, ne tür kitaplar var, bence şöyle ya da böyle gibi yorumlar ne yazık ki yapamayacağım. Daha alana gireli yarım saat olmamışken Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ailesi, 20 koruması ve gizli korumalarıyla, peşisıra kameralar alana girdiler. Sessiz sakin alanda bir anda sloganlar kopmaya başladı. ‘Yasakladığınız kitapların hesabını verin, gazeteciler hapislerde çünüryor, Ahmet sen memleketine dön -ABD-‘…Davutoğlu da o sırada kitapçıları dolaşıyor, yüzünde manidar bir gülüşle. Alıkşlarla protestolar sürüyor, ‘sizi burada istemiyoruz!’ Sahaflardan biri artık dayanamayıp protestoculara ekmeğimize mani oluyorsunuz dağılın..diye emir verince biraz daha direndik ve hafiften dağılsak mı dağılmasak mı diye bir ruh haline girdik. Sahaflar bizden yana değilmiş meğer. Onların kimin kitabı yasaklanmış, kim sansürlenmiş, kim yazdığı için hapislerdeymiş..sahaf bununla ilgilenmiyormuş. Tamam dedim kendi kendime. Gezsin. O zaman ben de gezerim. Tam da güvenliklerin arasındaki kitapçıya yöneldim. Güvenlik bir güzel kolumu kıvırdı. İtti filan…kimin adamasının siz kardeşim dedi. kimi temsil ediyorsun sen burada? kendimi ediyorum dedim, kendime kitap almak için buradayım, sen ne anlarsın kitaptan daha elinde kitap yok dedi…yeni geldim piç!

sonuç olarak oradan uzaklaşmak istedim. sahafın beni (seni, onu) elinin tersiyle itip 20 güvenliğiyle bahşiş bırakmasını umduğu Davutoğlu’na peşkeş çekmesini görmeye daha fazla gönlüm el vermedi.  

kitap listemde yırtıldı gitti…üzgünüm. çok umutsuzum.</p>

alışkanlık, her sonbahar başladığında içim kıpırdar. huzursuzluk desen değil, sakin hiç değil. garip. okyanus düğünü varmış. hiç okyanus görmedim, düğününü bilemem. mesela raflarda gördüğüm okyanus kokulu ürünleri de özenle almam. koklarım ama almam. zaten o koku da her seferinde farklıdır, zihnimde canlanan okyanus ve o ‘anlık’ kokusu…

düğünü de öyle şimdi. gevende düğün demiş, bilemem. tıpkı bu sonbaharı nasıl atlatacağımı bilemediğim gibi. ama mesela şimdi bir okyanus düğünü olsa bu sonbahar, böyle olurdu. öyle umuyor ve istiyorum.

 işte şimdi sevindim. bu sonbahar, bilmediğim sonbahar, okyanusta bir düğün… 

üzerimde bir bayram etkisi göremiyorum. nerede o eski bayramlar lafı da etmeyeceğim..çünkü baktığım yeri değiştirirsem eskisi gibi oluyor..içimde hamakta sallanıp, fonda sakin bir şeyler dinleme isteği, inceden bir şeyler okumak belki. araları kahve ve sigarayla şenlendirmek gibi gibi…

ama dönüp bahçe kapısına bakıyorum, çocuklar bayramlıklarıyla geliyorlar, şeker kasesi masanın üstünde rengarenk, anneannem yanımızda, aklına geldikçe elini uzatıp öptürüyor -yaşlandı, gidip geliyor arada, güzellik-…erkek kardeşim sevgilisinin babasına gideceği için gitmiş bir paket çikolata almış filan..işte her şey eski bayramlardaki gibi.

her zaman her başlığı kabul görmüş dolulukta yaşayamayınca insan bir suçlu hissediyor kendini. yılbaşında evde oturma isteği nasıl yadırganırsa, benim de bayramda köşeme çekilip tembellik yapmam anneanneme öyle garip geliyor..mutsuz musun diyor, bugün bayram…


Çok değil…sadece 5-6 gün kaldı tatilin bitmesine. 

Şimdi oturmuş şu kısa günlerin Eylül’le birleşmesine az kalmışken kabaran ‘yapılacak işler listesi’ ve yanında böyle bir avluda olmanın hayalleri. 

sonbaharı diyorum, bu sene ucuz atlatmak lazım…

allthingseurope:

Bari, Puglia, Italy (by Stefania Giannuzzi)

Bugün ateş böceği gördüm. Çocukluğumun en sevdiğim böceğidir ateş böcekleri. Hiç kavanoza koyup neler yaptığına bakmadım diyemeyeceğim. Şimdi düşündüğümde biraz canice geliyor. Ölmemişlerdi. Öyle umuyorum. 

Bugün de annemin bahçesinde, çiçeklerin arasındaydılar. Köpeğimiz Şila, -garip bir isim- ile top oynarken buldum. bir dalın ucunda kıvrılmış öylece duruyor. Çocukluğumun korkusuz eli yerine biraz tedirgindim dokumakla dokunmamak arasında…Kocamandı parmaklarım artık. Ama aramızdaki yılların dostluğuna istinaden bir merhabayı hak ettik. Sakince avucumun içine aldım tutunduğu yaprakla birlikte. Yine anlayamadım o ışığı nasıl saçtığını. Yıllar renginden hiçbir şey eksiltmemişti. Ama boyu uzamıştı. 7 yaşındaki serçe parmağımı bile dolduramadıklarını hiç unutmuyorum. 

Hemen bıraktım oracıkta…sonra etrafıma baktım, çoktular. Sevindim.

Böceklerle ilgili diğer bir çocukluk fantazim de cırcır böcekleri, yani Ağustos böcekleriydi. Sesinden ötürü cırcırdı adı, bilirsin… Canlıyken sesleri yeterdi. Hiç yakalamaya çalışmadım. Ama o kabuklarını ağaç gövdelerine bırakmaları yok mu? Anneannemin kiraz ağaçlarında yüzlerce olurdu o kabuktan. Günler kabukları incelemekle geçerdi. Bakıp bakıp anlayamamakla…

Böcekler, değişimleri, benim hayretlerim sürüp gider… Şimdi belki de ateş böceğimin neden boyunun uzadığının cevaplarıyla gelen bir sergi var çok yakında. İklim Değişikliği sergisi 4 Eylül’de santralistanbul Ana Galeri’de tüm gerçekleriyle geliyor..2 haftalık doğa tatilimin ardından daha bir meraklandım, daha bir heyecanlandım…

beirut 

Kulağıma davullarla, zurnalarla geliyorlar. Tam olarak davul ve zurna olmasa da Türkiye kültüründe düğün kavramını en iyi böyle açıklarım. Düğünleri sevmem ama yine Türkiye’de düğün-dernek havası, ne o çok süslenmişsin düğüne mi?, içimde davullar zurnalar, gibi deyişlerle, olumlu bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Neyse işte Beirut’u seviyorum. Kendilerini kendi ağızlarından okuyun, pek tatlı bahsediyorlar tipik yükselişlerinden.

Durduk yere içimde uçuşan balonların etkisi.

More Information