December 2010
34 posts
Ah ya! nereden nereye geldim gene!
Savoy Balık’ta dostlarla iki muhabbetin belini kırdığımızda Mustafa Alabora yan masamıza gelmiş, benim de bundan haberim yok atıp tutuyorum. Ah diyorum sene 2004 MSM (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) sahneye çıkacağım, gözlerim görmüyor. Bir şeyim yükselmiş, neydi o adrenalin miydi? diyorum, masadakiler gülüyor….-tamam şimdi 3 saniye o ismi anma, çünkü...
Dün test ettim oldu.
Bu ara sürekli Tanrı’dan ‘rica’ ediyorum. Lütfen, rica etsem, zahmet olmazsa, yani mümkünse gibi başlayan cümleler silsilesi. Eh biraz da fazla talepkarım.
Ben ne desem olmuyor. Her şey aynı.
Sonra dün gece saatler sabahın 3 gibisi sanki. İstiklalde yürüyorum. Dedim ki ‘tanrım, lami cimi yok, şunu şunu şunu istiyorum’ hatta isim bile verdim. Vallahi dedim şu...
Çok mutluyum çok!
Bak tumblr şuraya yazıyorum. İyi sakla. Neşemi söndürme. Seni gebertirim. Hadi şimdi çık dışarı. Hadi.
Cuma gecesi çağrılarına cevabım epey net olmuş.
bu sabah 9’da çıktım okuldan, yeni uyandım desem yeridir…evde o koltuktan bu koltuğa geçiş yapıyorum
hippi olasım var bu gece. evde sigara içip, kültapbalsını boşaltmadan, saçım bülbül yuvası olana kadar taramadan
öylece bir köşede sızmak gibi
istersen bana katılabilirsin, ama n’olur beni evden çıkartma kadim dostum emi?!
Big Bad Handsome Man - Imelda May
Bugün blog geziyorum bol bol. Enerji Müzesi o kadar kalabalık ki çalışan sayısı ben diyeyim 60 siz diyin 80…Bir etkinlik bitti, diğer etkinliğin hazırlık ekibi geldi. Ön kapıdan çıkanlar, arkadan yeni gelenler…uf çok karışık. Yanlız uzun zaman sonra ilk defa bugün epey atraksiyonlu başladı. Kriz yönetimi gerekti, yaptım. Doğrusu krizleri çok...
It isn’t necessary to imagine the world ending in fire or ice. There are two...
– Frank Zappa. (via mfs)
MFÖ - Tam Ortasındayım
Tam ortasındayım yağmurun Karın soğuğun ortasındayım Nasıl da paylaşıyor insan isterse Nasıl da birmiş meğer hasretler Nasıl da mecburmuşuz sabretmeye Sevmeye, öğrenmeye Tam ortasındayım yolun Hmmm koşunun ortasındayım Tam varıyorum ki hedefe Bir yenisi başlıyor Bu oyun hep aynı, değişmiyor Hala devam hala figân Hem de bile bile Nasıl da paylaşıyor insan...
kış kış kış
Sevgili hocam Aydın Uğur okul dergisinde çalıştığım bir dönemde, kendisiyle röportaj yaparken ‘Kafası dolu olan insanların masaları düzenli olurmuş.’ demişti. Galiba o da birinin sözüydü de ben hatırlamıyorum…Ama günlerdir, işten güçten fırsat buldukça koltuğuma yerleşip sadece sehpayı toplayıp bu sözü düşünüyorum. Gözlerimin ağrımasına rağmen odama gidip gözlüğümü almak bile...
The Little Black Fish →
Türkiye’de zamanında yasaklanmış kitaplar listesinden bir masal. Ama daha çok benim çocukluğumdan. Ne zaman yorgun hissetsem, çok yorgun, biraz sessiz, ama benim istemediğim kadar sessiz, işte hep Küçük Kara Balık’ı okurum. Canım o benim.
ps. İnternetteki Türkçe çeviriler felaket. O sebeple İngilizce iliştiriyorum.
İyi uykular tumblr. :(
Bazı insanlar var. Sözü uzatmaya lüzum yok. Bir de bazı erkekler var. Bu bazı erkekler onlara istenildiği gibi davranmayınca tepki gösterirler. Bu tepkileri çeşitli yollarla gösterirler. Kendilerinde bu hakkı var sayarlar.
Geçenlerde kendinde bu hakkı gören erkeklerden biri gelip beni buldu. Bilgisayarıma bilerek suyu döktü. Sonra da sarhoş olduğu için kabul etmedi. Şimdi de işinden olan bu...
Bazen hayat çok kafamı kızdırıyor. Hele ki alışınca iyice kızdırıyor. Olmayacak şeyleri istememeyi öğrendikçe daha çok daha çok kızdırıyor.
Mesela tatile gidemeyecek durumdaysan -iş, okul,-maddi,-bilmem neler artırılabilir- o fikri hiç düşünmüyorsun. Düşünecek gibi oluyorsan da dikkatini dağıtıp o fikirden uzaklaşmaya çalışıyorsun.
Ne bileyim hadi tatil olmasın da, gece yarısı canın nutella...