eightdaysaweek

Gül Adıyaman

guladiyaman@gmail.com

Bugün pazar kahvem İznik’teki bir çini atölyesinden geldi. 

İçeri girer girmez gözüm döndü. Bu narlar da fırından yeni çıkmış parlatılmak üzere sıralarını bekliyorlardı. Tasarım dükkanlarının zengin vitrinlerini süslüyorlarmış bunlar. Kuzenim götürmüştü de ondan aldım tiyoları.

İnce ince işlenmiş İznik Çinileri de vardı ama öyle çok soru sordum öyle çok yere sıçradım ki bazı fotoğraflar şu elimdekinden daha da kötü. Bunlar en azından kırmızı.

Çalışanlardan biri Feyza, iki çocuk annesi. 4 yıldan fazladır bu işi yapıyor, çok iyi iznik çinisi boyuyor, ince ince boyuyor…tanesi 250 liraya satılabilen bir işin karşılığı olarak da 20 lira kazanıyor. Bence yaptığı iş tam bir sanat, ama zanaata giriyor onunki ya öyle olunca da emek, göz nuru, o anda içinden geçenler, seçtiği renkler, fırçasının ucunda ne varsa artık Feyza’ya ait, mesaii saatleriyle orantılı…Başlarda kendisi de eve katkısı olsun diye başlıyor ama sonra sonra pazar günlerini bile burada geçirmeye başladığını görünce durumun hiç de öyle sadece para için (20lira mesela) olmadığı çok açık ve seçik anlaşılıyor…Ama iyice tembih ettim,  bundan sonra her yaptığının fotoğrafını çekecek ve belki de hikayelerini, sonra belki paylaşmak isterse hep yanında olduğumu da söyledim tabii.İznik’ten ayrılmadan son 45 dakikada hem çini dükkanını gezmem hem de bir tarlaya girip erik toplamam gerekiyordu. Vaktim azdı, iyi kullanayım derken aklımda sorularla ayrılmak zorunda kaldım dükkandan. Du bakalım.

Gittim koca bir poşet erik topladım, dalından. Bahçenin sahibi Makedon İbrahim’i geçtiğimiz yıllarda kaybettik. Öncesinde her yıl İznik’e giderdim ve ayrılmadan önce mutlaka bahçesine götürür, ne var ne yoksa toplatırdı. Meyveye düşkünlüğümü çok iyi bilirdi. Rahmet olsun. Ama yadigarı karısı Fatma Hala da unutmamış beni. İstediğim kadar toplama iznimin haberini salıvermiş hemen. Bir de tembihlemiş mevsiminde gelsin, kirazları kaçırmasın diye. Hay çok yaşa!

16 yaşımdan beri İznik’ten ayrılmak hep zor gelir. Her yaz gidip 2-3 hafta kaldığım bu minik kasabadan ne zaman ayrılsam hep hüzünlenirim. Yıllardır da gitmediğimi düşünürsek 1 gece dişimin kavuğuna yetmedi. İznik’ten Yalova’ya giden minibüste tonlarca anıyı andım durdum. İndim minibüsten, deniz otobüsüne 1 saat var, başladım yürümeye…Kocaman bir köy pazarına denk geldim. Her şeyi tatmak serbest pazarda. Hani aç karnı girseniz, 1 tur atsanız karnınız doyar. Ben en çok zeytin yedim. Ama aldım da tabii eşşek değilim canım. Çiçek tohumu, domates biber tohumu bile alasım geldi. Bizim minik balkon fotokopisi kadar küçük apartman çıkıntılarımızda o işin biraz zor olduğuna kendimi zor ikna ettim. Eriklerim zeytinlerim bindim geldim.

*yolda gelirken aklımın nasıl da bir karış havada olduğunu fark ettim. Kendime dedim ki ‘umarım bu dalgınlıkla eve selametle varırsın’..dememe kalmadı, taksim yerine yenibosna otobüsüne bindim. cevizlibağ’da fark ettim. indim, doğru yolun karşısına geçtim. taksim otobüsü, cihangir, evin önü…anahtarımı buldum. anahtarımın yanındaki en sevdiğim beyazz çerçeveli güneş gözlüklerimin artık olmadığını anlayınca üzüldüm. tamam sinirlendim diyelim. ama o kadar yapacak bir şey yoktu ki düşünmedim bile.

İznik’ti, çiniydi derken buralara kadar gelmeyi başardım. iyi pazarlar olsun.

More Information